Kategoriler
SİNEMA YAZILARI

ÜZGÜNÜZ, SİZE ULAŞAMADIK!

Yazarının sesinden dinlemek 5'43" sürüyor...

Görülmeyen Asıl Düşman

Ken Loç’un, Üzgünüz, Size Ulaşamadık filmi, iki çocuklu bir ailenin, günümüz İngilteresinde ayakta kalma savaşımını anlatır. Canına dişine takarak çalışan anne (Ebi) ve baba (Riki), en temel ihtiyaçlarına varana dek ödün vermelerine karşın, istedikleri gönence ulaşamaz. Hayatları, işlerine verdikleri emek arttıkça çöküşe geçen aile, bir arada daha az vakit geçirmeye, iletişimsel sorunlar yaşamaya başlar.

İki çocuktan büyük olanı (Seb), belki de ailenin en bilinçli üyesi; düzene olan başkaldırısını, okuldan kaçarak, sokaklarda resimli duvar yazıları yaparak dışa vurur. Ailesi tarafından ise onun bu eylemleri, aylaklık ve sorumsuzluk olarak anlaşılır. Seb, eğitim düzeninin, henüz varlığı ortaya çıkmamış köleler yetiştirmek üzerine kurulu olduğunu fark etmiştir. Kendi ayakları üzerinde durabilecek bir yetişkin olabilmesi için eğitim yeterli olmayacaktır.

İki kardeş, okul sonrası anne ve babanın yokluğunda geçirdikleri zamanlarda bile telefon aracılığıyla denetlenir. Yapılması gereken öncelikli iş, ödevlerdir. Ödevlerden arta kalan zamanları zaten kısıtlıdır. Ebeveynlerin çalışma yaşamlarının bir yansımasıdır, çocukların eğitim yaşamı. Nefes alacakları, sevgiyi hissedecekleri alanları kalmaz. Aile bağları zayıfladıkça çatışmalar artar. Her anlaşmazlıkta tekrar bir araya gelmeyi deneyen aile, küçükten büyüğe bütün üyelerine işlemiş olan mutsuzluğu ve yorgunluğu, ne yazık ki aşamaz.

Anamalcı düzenin, toplumun en küçük parçası olan ailede yarattığı çatışmalar, bireylerin sorunu birbirlerinde aramasına neden olur. Görünmeyen asıl düşmanın, yerleşik düzenin kendisi olduğu, tüm film boyunca izleyeni kışkırtır. Yönetmenin, gerçekleri anlatmak için sanatı kullanmasının amacı da budur; direnişi uyandırmak.

Filmin açılış sahnesinde, Riki ve ileride işvereni olacak Meloni’yi, karanlık görüntünün arkasından dinleriz. Kişilerin görüntüleri olmadan dinlediğimiz bölümde Riki, daha önceki işlerinden bahseder. Hepsi zorlu koşullar altında yapılan, güce ve dayanıklılığa bağlı işlerdir. Karanlığın içinden duyduğumuz bu anlatı, filmin konusunu güzel bir şekilde destekler. Kişiler Riki ve Meloni olabilir ama anlatılan, her birimizin öyküsüdür. Riki bu zamana kadar işsizlik maaşı almamasıyla övünürken, anamalcı düzenin fiziksel sömürüsünün yanında, duygusal sömürüsünü de iç acıtan bir şekilde sunar.

Yaşamı neredeyse yok sayan koşullar altında çalışmanın, başarının anahtarı olarak görülmesinin bir yanılsama olduğuna, film boyunca tanıklık ederiz. Riki, kendi işini kurma hayaliyle gönderi başına ücret ve serbest çalışma saatleri çerçevesinde, bayilikle anlaşma imzalar. İş görüşmesinde işverenin yaptığı bazı düzeltmeler, dikkat çekicidir. İşe almak yerine ‘katılmak’, bizim için değil ‘bizimle’, başarım hedefleri yerine ‘teslimat standartları’, maaş yerine ‘ücret’ kelimelerini kullanmayı seçtiklerini özellikle belirtir.

Corç Orvıl’ın 1984 romanındaki Büyük Birader de, insanların düşünmelerini engellemek için, özgürlüğü, direnişi çağrıştıran her türlü kelimeyi ortadan kaldırtır. Kelimeler azaldıkça düşünceler ve aynı oranla eylemler de azalır. Özgürlük sözünü hiç duymamış bir çocuk, onu düşünemez ve isteyemez de.

Gerçekleri yansıtan bu filmde ise kelimeler ve kavramlar insana özgür olduğunu düşündürecek nitelikte seçilmiştir. Bu şekilde de köleleştirildiklerinin, kendilerine ve yaşama yabancılaştıklarının farkına varmaları engellenmiştir.

Kendi işini yapma hayaliyle yola çıkan Riki, kendi işinin başında olan bir kişi gibi yaşayamaz. Eline verilen aygıt, dağıtım aracından uzaklaştığında öter ve yöneticiye haber gönderir. Geç kalan, teslim edilemeyen her gönderi, birer veri olarak işlenir. Verilerin hedeflenen noktalara ulaşması için ‘kişi’ bir araç haline gelir. Oğlunun karakolluk olması karşısında bir babanın yaşayacağı ilk duygu belki de endişe olmalıyken, Riki ilk önce işini, yani verileri düşünür; daha doğrusu yaşamak için böyle düşünmek zorunda bırakılır.

Ebi de hastalara evde bakım hizmeti veren bir şirkette çalışmaktadır. Yaptığı işin zorluklarına, aile içindeki çatışmalara karşın, hizmet verdiği kişileri iş olarak değerlendirmez. Çalıştığı kişilerle kendi yaşamını paylaşması, onlara içtenlikle yaklaşması yasaktır ama Ebi, kişiliğini bir kenara bırakmasına neden olacak bu tavrı doğru bulmaz. Hissettiklerini söyler ve yapar; yeri geldiğinde, duruma göre farklı çözümler bularak, kuralları esnetir. Ebi’nin bu davranışları, kibarlığı, duygudaşlığı ve sevecenliği, filmin az bulunur sıcak sahnelerine örnektir. Aynı zamanda ne kadar ağır koşullar altında çalışırsa çalışsın, bakım verdiği kişileri nesneleştirmemesi, umut vericidir.

Kurmaca, başından sonuna dek gerilerek ve zaman zaman yumruklarımızı sıkmamıza neden olacak gerçekleri, gösterişsiz bir biçimde sunar. Oyunculuklar da aynı oranda abartısızdır: Onlar kavga ederken, sabah kalkıp işlerine giderken ya da akşam eve gelip yorgunluktan uyuya kalırken, sanki yan komşumuzu izliyormuşuz gibi bir his verir.

Haksızlıklara ve zorluklara karşı tek başına savaşmak zordur. Ancak, yanlış düzenin ve birer veri durumuna gelen kişiliklerin yerini, zarar gören toplumun birliği almadıkça, her kişi kendi yaşamında Riki ve Ebi ailesinin yaşadıklarının benzerlerini yaşayacaktır.

Kişiler birer nesne konumuna indirgenemeyecek denli değer üreten varlıklardır. Yaşadığı hayatın önemini ve kendi biricikliğini fark etmek için düzenin yetersizleştirilmiş bir parçası olmadığını, kişi kendine söylemelidir. Riki’nin son sahnede yaşadığı ruhsal sarsıntı da kendini bir kişi olarak düzen karşısında konumlandıramaması olarak görülebilir.

Adı: Üzgünüz, Size Ulaşamadık!
Özgün Adı: Sorry, We Missed You!
Yönetmen:Ken Loach
Senaryo:Paul Laverty
Görüntü Yönetmeni: Robbie Ryan
Kurgu: Jonathan Morris
Müzik: George Fenton
Oyuncular: Kris Hitchen, Debbie Honeyvood, Rhys Stone, Katie Proctor, George Fenton, Chris Laurence, Martin Loveday, Rita Manning, Samuel Pegg, Tom Pigott Smith, Bilade Yaktily, Richard Pryce, Nick Vollage
Dekor: Mark Gales , Stuart Vharton
Kostüm: Sarah Kate Goodvin
Makyaj: Anita Brolly, Fiona Valsh
Ses: Kevin Brazier
Işık: Laurent Van Eijs
Yapımcı: Rebecca Obrien
Yapım: ingiltere - 2019
Süre: 100'

Sevil Erdem

2014 yılında başladığı Ankara Üniversitesi Kore Dili ve Edebiyatı eğitimini yarıda bırakarak Hacettepe Üniversitesi Felsefe bölümüne geçmiş, 2020 yılında lisans eğitimini tamamlamıştır. Aynı bölümde yüksek lisansını sürdürürken bir süre Felsefe Öğretmenliği yapmıştır. Çeşitli eğitimlerle yayımcılığa adım atmıştır. Ankara’da çiçeği burnunda bir bağımsız yazar ve yayımcı olarak hayatına devam etmektedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir